22 Haziran 2017 Perşembe

Abi Neyin Var?


   


     Marki, her cumartesi akşamı olduğu gibi bu cumartesi akşamında da arkadaşları Hasan ve Yaşar ile deniz kenarında içiyordu. Çok hoş sohbetler ediyorlar ve hoş sohbetlerine deniz ve radyoda çalan şarkılar eşlik ediyordu. Üçü de kıt kanaat geçinen; sabahın ilk ışıklarıyla işe gidip, akşama doğru eve dönen, hayatları fazlasıyla sıradan gençlerdi. Anlayacağınız bu üç gencin sosyal hayatları cumartesi akşamları yaptıklarından ibaretti. Bu cumartesi akşamlarının da öncekilerden pek farkı yoktu; gene içkiler içiliyor, sigaralar bir yanıp bir sönüyor, sohbet ediliyor ve radyoda çalan parçalar dinleniyor, hatta bazı parçalara hep bir ağızdan eşlik ediliyordu.


     Yorucu bir haftanın ardından, bu ortamı paylaşmak onlar için çok değerliydi. Marki kendi içinden haftanın bu saatlerine "Kutsal Cumartesi Akşamları" diyordu. Burada bulunmaktan çok mutluydu. Kendini en iyi hissettiği yer burasıydı.Tam o sırada radyoda "Ne Kavgam Bitti Ne Sevdam" parçası çalmaya başladı. Bu şarkının ilk çıktığı günleri hatırlıyordu, babası bir akşam eve geldiğinde bu şarkının da içinde yer aldığı Sezen Aksu'nun yeni çıkan albümü "Gülümse"nin kasetini getirmişti. Yıllar önce ölen kardeşi Derya ile sürekli bu şarkıyı dinlediklerini hatırlıyordu. İşin garip kısmı o günlerin üzerinden uzun bir süre geçmişti ve kanser yüzünden ölen kardeşini bile hayal meyal hatırlayabiliyordu. Hafiften kederlendi, önce ay ve yıldızların ışıltılarıyla dolu gökyüzüne sonra da ışıltılarının deniz üzerinde oluşturduğu yakamoza derin düşünceler içerisinde bakakaldı. Yaşadığı 35 yılı düşündü. Ne yapmıştı ki bugüne kadar... Bu zavallı hayatına kaç arkadaş, kaç sevgili, kaç dost, kaç tane anı sığdırabilmişti ki... İki dostu ve onlarla geçirdiği "Kutsal Cumartesi Akşamları" dışında sahip olduğu hiçbir şeyi yoktu. İçini hayatı boyunca yaptığı seçimlerin pişmanlıkları kapladı. Belki de annesinin ısrarlarına karşı çıkmayıp liseye gitmeliydi, o zaman daha iyi bir işi daha iyi bir hayatı olabilirdi. Ya da dayısı onu Almanya'ya işçi olarak gitmesi için ikna etmeye çalıştığında, ikna olabilirdi. En azından fabrika köşelerinde karın tokluğuna çalışmak zorunda kalmasını engelleyecek bir fırsat kovalamış olsaydım diye içerledi. Bir sigara yaktı, ciğerlerini dumanla doldurdukça daha çok içerlendi ve içerlendikçe sigarasından daha da uzun çekti.

     Yaşar ve Hasan, Marki'nin sessizliğini fark ettikten sonra uzunca bir süre şaşkınlıkla onu süzdüler. Bu dalgın Marki; yıllardır aynı ortamı paylaştıkları, gülüp eğlendikleri hatta birlikte dertleşip hüzünlendikleri Marki'yle bir değildi. Ama aşikar olan bir şey vardı o da Marki'nin çok ağır duygu ve düşüncelere gömülü olduğuydu. Şaşkınlığını ilk atlatan Yaşar oldu. "Abi!" diye seslendi. Marki yavaşça arkadaşlarına döndü ve hafif ürkmüş iki şaşkın suratla karşı karşıya geldi. Yaşar kendisinden bir yaş, Hasan'sa iki yaş küçüktü ama ilk tanıştıkları, aynı fabrika da çalışmaya başladıkları günden beri her ikisi de ona abi diye hitap ediyorlardı. Artık genç olmadığı, hayatının yarısını geride bırakmış olduğu gerçeği yetmezmiş gibi, hiçbir zaman genç göstermediğini de bilmek onu biraz daha kederlendirdi. "Evet evet! Şairinde dediği gibi 'Yaş otuz beş, yolun yarısı eder.', yalan yok bu bir gerçek" dedi kendi kendine ve iç çekerek denize bakmaya başladı. Yaşar'sa Marki'nin bakışlarını pek hayra alamet bulmayınca "Abi, neyin var?" diye sordu.

      Çok yerinde bir soruydu ama buna verebilecek iyi bir cevabı da yoktu. Soruyu kendi kendine bir daha sordu. "Neyin var Marki?" Sonra merak içinde bakan arkadaşlarına döndü tekrardan ve "Hayatınızdan memnun musunuz?" diye sordu. Böyle bir soru beklemeyen Yaşar ve Hasan cevap vermekte zorlanınca, Marki peş peşe bir kaç soru daha sıraladı. "Şu ana kadar yaptığınız için gurur duyduğunuz bir şey var mı?", "Hayatınız nasıl olsaydı sizi tatmin ederdi?... Sormak istediği bir kaç soru daha vardı ama Hasan'ın sorduğu sorulara güldüğünü görünce devam edemedi. Bozulmuştu. Hasan Marki'nin bu soruları neden sorduğunu anlamıştı "Abi" dedi. "5 yıl kadar önce bize kardeşini, anneni ve babanı az bir arayla kaybettiğini anlatmıştın. Hatırlıyor musun?" Marki onayladığını belirtmek için gözlerini kırptı. " Bunun çok zor bir durum olduğunu anlamayacak bir insan yoktur zaten. Ama sen üstesinden geldin, hayatına devam ettin, geleceğin için çalıştın, kendi geleceğin için...şimdi senin geçmişe takıldığını, geçmişte bir şeyler aradığını da biliyorum. Ama arama, orada sana göre bir şey yok. Ne varsa gelecekte var, emin ol." Marki gülümsedi, sorduğu sorulara cevap alamamıştı ama sorusu sorulmamış olsa bile hayatında alıp alabileceği en iyi cevabı vermişti Hasan. Yaşar kadehini kaldırdı "Geleceğe o zaman" dedi. "GELECEĞE"

12 yorum:

  1. Çok güzel bir hikaye kaleminize sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Evet geçmişe takılmaki bir geleceğin olsun :)

    YanıtlaSil
  3. Hasan'ın cevabı çok iyiydi :) Marki sigarayı azaltmalı daha iyi bir gelecek için sanki :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hasan akıllı bir adam ve çok iyi bir arkadaş ve bu sayede arkadaşını büyük bir boşluktan kurtarıyor :) Umarım iyi bir gelecek için öyle yapar :)

      Sil
  4. Bazen eskiye döner ve bazı sahneleri tararız ki, içimiz biraz daha huzurlu olsun. Geçmişte kalan herşeyin arkasından bir fatiha okumak iyidir, yüzümüz önümüze dönükse :)
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O yüzden geleceğe :) Geçmişi deneyim olarak kabullenelim, anı doyasıya yaşayalım ve geleceğe bakalım :)

      Sil
  5. geçmiş yılların tozlu raflarında asılı kalmaya devam etsin bizler yolumuza geleceğe bakalım dimi :) Çok doğru demiş Hasan :) Yüreğine kalemine sağlık çok güzel bir hikaye olmuş bir devam olsa iyi olurmuş sanki bilmedim şimdi :) Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devamı değil de bu ağırlıkta başka bir hikayem var kafamda, ilk fırsatta onu yazacağım :)

      Sil